Son zamanlarda sıkça görmeye başladığım ve beni çok rahatsız eden bir konuya değineceğim. Yeni üyelerimizin hiç dikkat etmedikleri, belki de gözlerinden kaçırdıkları,tasarımın temel taşlarından biri olan dilin kullanımı.

Dille ilgili bir çok konu açıldı, yüzlerce mesaj yazıldı. Sırf bu yüzden şiddetli tartışmalara tanık olduk. Türkçe'yi düzgün konuşmayı savunurken, yazım yanlışları yaparak ironik durumlar yaşadık. Fakat hep aynı noktaya geldik: Grafik tasarımda dilin önemi.

Yoğunluklar, müşterilerin ve işverenlerin ağzına adeta sakız olmuş "acil" işler, detaylara gereken önemi vermemizi zorlaştırıyor. Müşteri nasılsa onayladı diye işin doğru çıkmasını değil de "öyle böyle" tamamlanmış olmasına bakmak zorunda bırakılıyoruz, ki sonrasındaki "acil" işe geçebilelim ve sonra tekrar diğer "acil" işe...

İş ilanlarında bile sıkça görüyoruz yazım yanlışlarını. Oysa ki; kendimizi ne kadar iyi tanıtırsak, ne kadar iyi anlatırsak, istediğimiz türde sonuçları da, o oranda elde ederiz. TDK (Türk Dil Kurumu) dili; "düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı" olarak tanımlar.

Dil, ikinci bir kişi ile etkileşime geçmenin en kolay yollarından biridir.İnsanların aralarında anlaşmaya, kendilerini ifade etmelerine araç olan dil, bir dil bilgisi sistemi içinde örgütlenmiş ve yapısallığını oluşturmuştur. Bu yapısallık içinde dil bilgisi, anlatım dili ve yazım dili olarak iki başlıkta ele alınabilir. Bizim ise üzerinde duracağımız başlık; yazım dili ve dil bilgisi kurallarıdır.

Hemen hemen her gün her yaştan insanın başvurduğu bir anlatım biçimi olan yazım dili güncel teknolojiyle beraber her anımızın içerisinde... Ama doğru ama yanlış her birimiz kullanmaktayız, doğrusunu yanlışını ayırt etmeksizin. Yazım yanlışlarımıza müdahale edilmesi de, kimi zaman bizi mahcubiyet duygusuyla rahatsız ettiği sonucu da kaçınılmaz bir gerçektir. Kimimiz aşırı duyarlı ve dikkatli bu konuya, kimimiz umursamaz ve aceleci ya da alışılagelmiş bir boşvermişlik...

Ben her halde aşırı duyarlıyım ki bu konuya, okuduğum herhangi bir metinde ilk önce yazım yanlışları ve dil bilgisi kuralsızlığı varsa, dikkatimi ilk çeken unsur bu olur. Gördüğüm yanlışları düzeltmeye çabalarken bazen şu tepkiyle karşılaşıyorum; "-de- ayrı yazılsa ne olur, bitişik yazılsa ne olur, sen benim ne demek istediğimi nasılsa anladın, boşuna konuşuyorsun..!" Bu kabul edilebilir bir düşünce değil. Güzel bir lafı vardır Mevlana'nın: "Sen ne söylersen söyle, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır." Dil varsayımlarla hareket etmez, belli ve kabul edilmiş kuralları vardır. Bunların dışına çıktığınızda, anlaşılmama/yanlış anlaşılma olasılığını da harekete geçirmiş olursunuz. Oysa ki başta da belirttiğim gibi, usulüne uygun anlatırsak, düzgün bir iletişim kurmamız için bir engel kalmaz.

Proje dersimizde bize öğretilen ilk şey; çalışmadaki her noktanın hesabını vermek zorunluğuydu. Sunumdaki tek bir noktanın dahi oraya koyuluş nedenini açıklayabilmemiz isteniyordu. Böylece parmağımızın şekillendirdikleri mutlaka bir amaç doğrultusunda çıkmış oluyordu. Yanlış da yapılsa arkasında durabilmeli, savunabilmeli onu. Yanlış olduğu için değil, ortaya çıkmış olduğu için, bilinçli bir düşüncenin ürünü olduğu için... Cezası ya da sonuçları daha ağır olsa da, üstünkörü ya da önemsenmeden yapılan bir işten daha makbuldür kanımca. "Kör değildi çalışırken, sağır değildi, ne yaptığını biliyordu" diyebilirim. Benim gözümde yanlış olan şeyin eksilerini dinleyebilecek ve idrak edebilecek bir muhattabım olduğunu bilirim böylece. Aksi halde," farkında değildi çalışırken; anlatılsa da, bu boşa kürek çekmekten farksız olacak" şeklinde bir yargının oluşmasına sebep olur.

Yazılmış ve defalarca anlatılmış şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Dileyenler, ilgilenenler aşağıda verdiğim bağlantılardan konu hakkında daha detaylı bilgiye sahip olabilrler.